Anasayfa / Yazarlar / Vural Dağtekin
Eklenme 18.09.2026 - 12:24

BENCİL… (ÇIKARCI, BENMERKEZCİ, DUYARSIZ)

Kelime anlamıyla, kendi çıkarını başkalarının çıkarından üstün tutan, yalnız kendisini düşünen insan demektir. Ama kendini düşünmek bencillik değildir. İnsan önce kendisini düşünür. Acıktığında yemek yer, yorulduğunda dinlenir, hastalandığında tedavi olur.
Bunlarda sorun yok. Sorun, sofraya oturduğunda herkesin tabağını kendi tabağından küçük görmesidir. Çünkü bencil insanın dünyasında en önemli kelime “ben”dir.
“Ben isterim, bilirim, hak ederim.”
“Benim işim, param, zamanım, fikrim, sıram, hakkım.”
“Biz” kelimesi ise sözlükte vardır ama genellikle başı sıkışınca kullanılır.
Bencil insan paylaşmayı sever. Tabii paylaşılacak şey karşısındakininse…
Kendi yemeğinden bir lokma ister misiniz? “Yok, ben bunu çok seviyorum.”
Sizinkinden ister. “Sen zaten az yiyorsun.”
İşte bencilliğin matematiği budur. Kendi payı artarken başkasının payının azalmasını problem olarak görmez. Hatta bazen bunu bir başarı gibi anlatır.
“Ben hakkımı aldım…”
Hangi hak muhterem?
Onu pek konuşmaz. Çünkü bencil insanın terazisi biraz farklıdır. Kendisine gelen gramla ölçer, başkasından gideni kiloyla. Bir toplantıda herkesin zamanı vardır. Ama bencilin acelesi vardır. Sırada herkes bekliyordur. Ama onun işi vardır. Park yerinde herkes yer arıyordur. Ama onun arabası “iki dakikalığına” oraya konabilir. İki dakika da bencil insanın en elastik zaman dilimidir.İki dakika diye bırakır. Yarım saat sonra gelir. “Ne var canım, hemen geldim.”
Bencilin “hemen”i de saate değil, ihtiyacına bağlıdır. Sıra kendisine gelince kurallar önemlidir.
Başkası önüne geçince, “Biraz insanlara saygı ya…”
Kendisi geçince, “Benim acil işim var.”
Bencillik bazen öyle ustaca kılıf değiştirir ki, insan yaptığı şeyin bencillik olduğunu bile kabul etmez. “Ben sadece kendimi düşündüm.”
Evet. Zaten problem de o. ‘Sadece kendini’ düşünmüşsün.
Bencil insanın en sevdiği cümlelerden biri de şudur. “Ben kimseye karışmıyorum.”
Doğrudur. Çünkü herkesin kendisine karışmadan onun istediğini yapmasını ister.
Aile içinde de böyledir. Evde televizyonun kumandası onun elindedir. Kanalı herkes izler ama seçimi o yapar. Arabada müziği o açar. Tatile nereye gidileceğine o karar verir. Restoranda hesabı herkes öder, tatlıyı yine o seçer. Çocukken “Benim oyuncağım” der. Büyüyünce oyuncakların adı değişir.
Ev, araba, makam, para, iş olur. Cümle değişmez… “Benim.”
İşyerinde bencil insan, ekip başarısını kendi başarısı olarak anlatır. Sorun çıkınca ekip vardır. Başarı gelince “Ben yaptım.”
İşte bencilliğin kurumsal versiyonu. Bir başkasının emeğini kendi cebine koyup, sonra da cebinin neden ağırlaştığını anlamamak.
Bencil insanın “biz” dediği anlara da dikkat etmek gerekir. Genellikle ortada paylaşılacak bir başarı vardır. “Biz başardık.” Ama ortada fatura varsa, “Benim bununla ne ilgim var?”
Bencil insanın dayanışma anlayışı da ekonomiktir. Kar ortak. Zarar bireysel. Ne güzel sistem!
Bir de bencilliğin en tuhaf tarafı vardır. Bencil insan kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yaparken çok yaratıcıdır. Kendisi bekletilince sinirlenir. Başkasını bekletince işi vardır. Kendisi sözünün kesilmesine kızar. Başkasının sözünü kesince aklına önemli bir şey gelmiştir. Kendisine haksızlık yapılınca adalet ister. Başkası hakkını arayınca “çok da abartmasın” der.
Yani bencil insanın adalet terazisi vardır. Ama terazinin ayarı kendisine göre yapılmıştır. Kendi tarafına eğilir.
Bencillik yalnızca başkasından bir şey almak değildir. Bazen başkasının ihtiyacını görmemektir. Yanındaki insan üzgündür, yorgundur, umurunda değildir. Bir derdi vardır, dinlemez.
Biliriz ki bencil insanın hayatında karşısındaki insanın duyguları, kendi programına sığdığı kadar yer kaplar.
Oysa insan ilişkileri hesap makinesiyle yürümez. Her şeyi “Ben ne kazanacağım?” diye ölçerseniz, bir süre sonra yanınızda insan değil, hesap kalır. Çünkü kimse sürekli kendisini düşünen birinin yanında kendisini değerli hissedemez.
Bencil insan bir gün etrafına bakar. Sofra vardır. Ama sandalye azalmıştır. Telefon vardır. Ama arayan yoktur. Makam vardır. Ama kapıyı çalan yoktur. Para vardır. Ama paylaşacak insan yoktur.
Hayat böyledir… İnsanları yalnızca kendi ihtiyaçları kadar hayatında tutarsanız, ihtiyaçlarınız bittiğinde insanlar da gider.
İşte hayatın bencile öğrettiği en ağır ders de budur. Dünya senin etrafında dönmüyor efendi…
Sen sadece kendi etrafında döndüğünü sanıyorsun. Üstelik öyle dönerken başının dönmesine de “hayat” diyorsun.
İnsan kendisini merkeze koyabilir. Ama dünyayı merkezinden oynatamaz. Çünkü hayatın bir terazisi vardır. Bugün aldığınız yere yarın vermek zorunda kalabilirsiniz. Bugün susturduğunuz insanın yarın sesine ihtiyaç duyabilirsiniz. Bugün “Benim” dediğiniz şey, yarın başkasının elinde kalabilir.
İnsanın gerçek zenginliği, kendisi için biriktirdikleri değil; başkaları için ayırabildikleridir. Bencilliğin karşısındaki en büyük güç budur.
Paylaşmak. Düşünmek. Yer açmak.
İnsanın hayatındaki en büyük yalnızlık, etrafında kimsenin olmaması değildir. Kimsenin sana gönülden yaklaşmamasıdır.
Bencil insan, dünyayı kendi etrafında döndürmeye çalışırken aslında kendi çevresine duvar örer. Sonra bir gün o duvarın içinde yalnız kaldığında, dışarıdakileri suçlar. Oysa duvarın tuğlalarını yıllarca kendi elleriyle koymuştur.
Son söz… Kendini düşünmek insanlıktır, lakin sadece kendini düşünmek bencilliktir.
Yorumlarda buluşalım…
Kalın sağlıcakla…