Anasayfa / Yazarlar / Vural Dağtekin
Eklenme 11.08.2026 - 12:31

Yeni Parti’nin ilk büyük sınavı…

Merkez nerede?

Siyasette yeni bir parti kurmak kolaydır.
Aslolan, o partinin neden kurulduğunu anlatabilmek ve ilk ciddi sınavda söylediklerinin arkasında durabilmektir.

Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti, daha ilk günden kendisini CHP’den farklı bir yerde konumlandırmak istedi.

Merkezde duracağını, ideolojik kamplaşmalardan uzaklaşacağını, toplumun farklı kesimlerini buluşturacağını söyledi.

Yıllardır siyasetin üzerine çöken kutuplaşmayı geride bırakacağı iddiasıyla yola çıktı.

Bu iddia elbette kıymetliydi.
Çünkü Türkiye’nin gerçekten yeni bir siyasete ihtiyacı var.

Fakat yeni siyaset, yalnızca yeni bir parti tabelası asmakla başlamıyor.

Yeni siyaset, geçmişten devralınan ezberlerle değil, kritik meselelerde ortaya konulan tutarlı tavırlarla kendisini gösteriyor.

Dün Meclis’te kabul edilen yasa, Yeni Parti açısından tam da böyle bir sınavdı.

Sonuçta Yeni Parti, milletvekillerini serbest bıraktı ve farklı oyların ortaya çıkmasına izin verdi.

Bunu parti içi demokrasi açısından savunabilirsiniz.
Milletvekilinin kendi vicdanıyla hareket etmesini de elbette savunabilirsiniz.

Ama siyasetin bir başka gerçeği daha var.
Bir parti, en temel meselelerde aldığı pozisyonla, seçmenine kendisini anlatır.

Hele ki kuruluşunu “merkezdeyiz”, “ideolojilere mesafeliyiz”, “eski siyaseti geride bırakıyoruz” iddiasıyla yapan bir partiyseniz…

İşte o zaman ilk büyük sınavınızda ortaya çıkan tablo, sizin gerçek siyasi çizginizi de göstermeye başlar.

Ben dün Meclis’teki oylamaya bakarken tam da bunu düşündüm.

Yeni Parti’nin CHP’den farklı bir çizgide yürüyeceği söylenmişti.

Ama dün kabul edilen yasa ile birlikte, iki partinin de liderleri noktasında, aslında çok da farklı olmadıklarını gördük.

İdeolojilere mesafeliyiz diye yol yürüyen Yeni Parti’nin “Özgür” Lideri ülkenin kurucu ideolojisine de mesafeliymiş, onu da anladık.

Yeni Parti’nin siyaset heyecanıyla koşan altyapısını tenzih ediyorum. Bence onlar da haksızlığa uğradılar.

Bakınca buradaki mesele yasa maddesine “evet” ya da “hayır” demek değildir.

Önemli olan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesine, milli egemenlik anlayışına, üniter yapısına ve Cumhuriyet’in temel değerlerine nereden baktığınızdır.

Elbette herkes aynı siyasi düşünceyi savunmak zorunda değildir, farklı fikirler olacaktır, Türkiye’nin geleceği tartışılacaktır.

Ama Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini tartışmaya açmakla, farklı siyasi görüşlere sahip olmak arasında da ciddi bir fark vardır.
Çünkü Atatürkçülük, bu ülkenin herhangi bir döneminde kurulmuş sıradan bir siyasi parti programı değildir.

Bu Cumhuriyet’in hangi anlayışla kurulduğunu, egemenliğin kime ait olduğunu ve devletin hangi temel ilkeler üzerine inşa edildiğini anlatan tarihsel bir mirastır.

Bu mirasın sahibi, herhangi bir siyasi parti değil, doğrudan Türk milletidir.

Dünkü o meclis oylamasında benim gördüğüm şu…

Türkiye’nin yeni bir partiye değil, önce sağlam bir siyasi duruşa ihtiyacı var.

Bu ülkenin insanı artık kimin ne söylediğinden çok, kritik zamanda ne yaptığını görmek istiyor.

Çünkü bu millet hafızasız değildir.
Şehidini, Cumhuriyetini, Atatürk’ünü unutmaz.
Kendi iradesini de kimsenin emanetine bırakmaz.

Siyaset yapan herkes bunu böyle bilsin.
Meclis sıralarında oturan herkes de bir kez daha düşünsün!

Ben kimin vekiliyim?
Hangi devletin parlamenteriyim?
Yarın bu millet çocuklarımın yüzüne bakıp, “Sen o gün ne yaptın?” diye sorduğunda ne cevap vereceğim?

İşte asıl mesele budur.
Gerisi lafıgüzaftır.

Kalın sağlıcakla…

Yazarın Diğer Yazıları