Anasayfa / Yazarlar / Vural Dağtekin
Eklenme 13.09.2026 - 14:27

ŞARK KURNAZI… (AÇIKGÖZ, HESAPÇI, UYANIK)

Bazı insanlar vardır…
Bir işi doğru dürüst yapmak yerine, o işin açığını bulmaya çalışırlar.
Kurala uymak yerine kuralın etrafından dolaşırlar. Sırasını beklemek yerine öne geçmenin yolunu ararlar. Hak etmediği bir şeyi almanın küçük bir yolunu bulunca da kendilerini çok akıllı sanırlar.
İşte biz, bunlara Şark Kurnazı deriz…
Erkeği ya da kadını yoktur bunların…
Kurnazlık başka, zeka başka şeydir. Zeki insan çözüm bulur.
Şark kurnazı, başkasının açığını bulup kendisine avantaj sağlamaya çalışır.
Üstelik bunu çoğu zaman büyük işler için de yapmaz.
Üç kuruşluk çıkar için bile küçük bir oyun kurar. Onun dünyasında önemli olan neyin doğru olduğu değildir. Bunun kendisine ne kazandırdığıdır.
Siyasette de vardır.
Bir gün söylediğini ertesi gün unutan, işine gelen kısmını hatırlayan, dün karşı çıktığı şeye bugün başka bir gerekçeyle destek veren…
Fakat, bunu açıkça yapmak yerine, kelimelerin arasına saklanan…
İş dünyasında da vardır.
Çalışanın hakkını vermenin yolunu değil, nasıl daha az vereceğinin hesabını yapan…
Vergiden, sözleşmeden, sorumluluktan kaçmanın bir açığını bulduğunda bunu ticari başarı zanneden…
Her alanda vardır bunlar…
Sıraya girmemek için tanıdık arayan…
Bir yere ücretsiz girmek için “Bizim çocuklar burada” diyen…
Borç alırken telefonu açık, öderken telefonu kapalı olan…
Komşusunun hakkına göz dikip, kendi hakkına dokunulduğunda kıyameti koparan…
Bunların hepsinde aynı şey vardır…
Küçük hesap!
Şark kurnazı kendisini uyanık sanır.
Karşısındaki insanın fark etmediğini düşündüğü her şeyle gurur duyar.
Oysa çoğu zaman karşısındaki fark etmiştir. Sadece seviyeyi düşürmemiştir.
Bunun Hoca Nasreddin çok net anlatır.
Hoca komşusundan bir kazan ister.
İşi bitince kazanı geri verirken içine küçük bir tencere koyar.
Komşu şaşırır.
Hoca der ki: “Senin kazan doğurdu.”
Komşu buna sevinir. İtiraz etmeden, küçük tencereyi alır. Gider.
Bir süre sonra Hoca yine kazanı ister. Alır. Fakat, bu kez kazanı geri getirmez.
Komşu sorar: “Benim kazan nerede?”
Hoca üzgün bir yüzle cevap verir: “Öldü.”
Komşu itiraz eder: “Hiç kazan ölür mü?”
Hoca’nın cevabı hazırdır: “Doğurduğuna inandın da öldüğüne niye inanmıyorsun?”
Şimdi bu fıkraya bakıp sadece Hoca’nın kurnazlığına gülersek hikayenin yarısını kaçırırız.
Asıl mesele, insanın işine gelen şeye inanırken aklını nasıl rafa kaldırabildiğidir.
Şark kurnazının en sevdiği şey de budur.
Karşısındaki insanın açgözlülüğünü, dalgınlığını, nezaketini veya iyi niyetini kendi lehine çevirmek.
Sonra da buna “Ben işi biliyorum” demek.
Hayır.
İşi bilmek başka şeydir.
İnsanın açığını kollamak başka.
Zaten şark kurnazını ele veren de budur.
Büyük hesaplar peşinde değildir. Küçük çıkarların peşindedir.
Her haltı yemek… Kimse görmedi sanmak…
Üstelik, bütün bunları yaparken kendisini diğerlerinden daha akıllı zannetmek.
Oysa zeka, başkasını kandırabilmek değildir.
Zeka, kimseyi kandırmaya ihtiyaç duymadan işini çözebilmektir.
Şark kurnazı bunu anlayamaz.
Onun gözünde dünya ikiye ayrılır. Kandıranlar ve kandırılanlar. Kendisini de doğal olarak hep birinci tarafta görür.
Ancak, hayatın kötü bir tarafı vardır. İnsanları bir kez kandırabilirsiniz. Belki iki kez bile…
Şark kurnazlığı kısa vadede kazandırabilir.
Ama uzun vadede insanın en pahalı kaybına dönüşür.
Güven kaybına…
Güven bir kere kaybedildi mi, ne kadar kurnaz olursanız olun, yeniden satın alamazsınız.
Şark kurnazı bunu da geç öğrenir.
Biliniz ki o, hayatı hep küçük hesaplarla kazanacağını sanır.
Oysa bazı hesapların sonucu para değildir.
Karakterin netleşmesidir.
Son söz…
Küçük hesaplarla büyük insan olunmaz! Güveni kazanan, hayatı kazanır!
Sizin hayatınızdaki şark kurnazları neler yapar? Onları ilk fark ettiğinizde ne hissettiniz? Deneyim ve düşünceleriniz ile yorumlarda buluşalım.
Kalın sağlıcakla…