EYYAMCI… MENFAAT, ÇIKAR, FIRSAT KİŞİSİ…
Bazı insanlar vardır, hangi tarafta olduklarını bir türlü anlayamazsınız.
Bir bakarsınız birinin yanında, ertesi gün karşısında. Dün yere göğe sığdıramadığı adamı bugün eleştirir, yarın aynı adam yeniden güçlenince yanında biter.
Sorarsınız:
“Sen ne düşünüyorsun?”
Uzun uzun konuşur. Ama cevabı yoktur.
Doğaldır… Eyyamcı fikir söylemez. Durumu yoklar.
Kimin eli güçlü, kim zayıf, kim geliyor, kim gidiyor… Önce buna bakar. Sonra konuşur.
Bu yüzden eyyamcıyı anlamak için ne söylediğine değil, ne zaman söylediğine bakmak gerekir.
Bir yanlış yapıldığında susuyorsa, yanlışı görmediğinden değildir. Yanlışı yapanın yarın nerede olacağını kestiremediğindendir.
Birini eleştirmiyorsa sevdiğinden değildir. Yarın ona ihtiyaç duyabileceğini düşündüğündendir.
Bir konuda açıkça taraf olmuyorsa tarafsız olduğundan değildir. Kaybetme ihtimalini göze alamadığındandır.
Eyyamcının bütün hesabı budur..
Bir kapıyı kapatmaz. Çünkü yarın o kapıya ihtiyacı olabilir.
Bir insanı karşısına almaz. Çünkü bugün karşısında olduğu kişinin yarın yanında olması gerekebilir.
Bir yanlışa açıkça karşı çıkmaz. Çünkü yanlışı yapanın yarın yeniden güçlenebileceğini bilir.
Bu yüzden bekler.
Kimin eli güçlenirse ona yaklaşır, kimin gücü azalırsa mesafeyi açar.
Buna da tecrübe der…
Oysa tecrübe, her rüzgarda yön değiştirmek değildir. Rüzgar değiştiğinde nerede durduğunu bilmektir.
Biz bu ülkede dün birinin arkasından konuşup bugün onun yanında fotoğraf verenleri çok gördük.
Dün “Bundan siyasetçi olmaz” diyenlerin, birkaç ay sonra aynı insanın yanında görünmek için fırsat kolladığını da gördük.
Dün yanlış dediği kararı bugün savunanları da…
Dün yerden yere vurduğu insanı bugün göklere çıkaranları da…
Bütün bunları sanki dün hiç yaşanmamış gibi yapanları da.
Unutmadan… Eyyamcının en büyük yardımcısı unutkanlıktır.
Kendi söylediklerini hatırlamak istemez. Hatırlatıldığında da “Şartlar değişti” der.
Aslında şartlar değil, menfaatin yönü değişmiştir.
Bir de eyyamcının daha maharetli olanı vardır.
Her iki tarafa da ayrı konuşur.
Birinin yanında diğerini eleştirir. Diğerinin yanında birincisini. İki taraf da onu kendisine yakın sanır.
Oysa kimseye yakın değildir. Kendisine yakındır.
Buna en güzel örnek, yine Hoca
Nasreddin’den bir kıssadır.
İki kişi tartışır. Hoca önce birini dinler.
“Sen haklısın” der.
Sonra ötekini dinler.
“Sen de haklısın” der.
Bunu duyan eşi dayanamaz:
“İkisine birden nasıl hak veriyorsun?” diye sorar.
Hoca ona da:
“Sen de haklısın” der.
Kıssa güldürür ama anlattığı şey ciddidir.
Eyyamcı için haklı olanı bulmak önemli değildir. Haklı olanın yanında görünmek önemlidir.
Çünkü eyyamcı bugünü değil, yarını hesaplar.
Bugün kimin haklı olduğuna değil, yarın kimin güçlü olacağına bakar. Bu yüzden siyasetçinin yanında duran herkes yol arkadaşı değildir. Bazısı sadece doğru zamanda doğru yerde duruyordur.
Gerçek yol arkadaşlığı başka şeydir.
Bugün desteklediğiniz insan yarın yanlış yaptığında, karşısına geçip “Burada yanlış yaptınız” diyebilmektir.
Bunu söyleyemiyorsanız, dost değilsiniz. Sadece yakınsınızdır.
İnsan bazen kaybetmeyi göze alarak doğruyu söyler. Eyyamcı ise doğruyu söylemeden önce kimin kazanacağını bekler.
Aradaki fark budur.
Siyasetçi, makam değişir. Güç el değiştirir. Eyyamcı yine bir yer bulur. Çünkü onun bir ilkesi değil, ihtimalleri vardır.
Kimin kazanacağı belli olduğunda fikri de belli olur. Sonra çıkar ve “Ben zaten başından beri böyle düşünüyordum” der.
Oysa düşünmemiştir. Beklemiştir.
İşte eyyamcılık budur.
Kalın sağlıcakla…
Yazarın Diğer Yazıları
Son Yazılar
Önerilen Yazarlar
