KİNCİ… (UNUTMAZ — BİRİKTİRİR — BEKLER)
İnsanız…
Kızar, öfkelenir, söylenir ve sonra hayata devam ederiz.
Kinci insan ise yaşadığı kırgınlığı içine gömer, üzerine bir tarih koyar ve saklar. Aradan yıllar geçse bile o defteri kapatmaz. Onun için mesele yalnızca yapılanı hatırlamak değil, günü geldiğinde hesabını sorabilmektir.
Kızgınlıkla kin arasındaki fark da burada başlar. Kızgınlık ateş gibidir. Bir süre yanar, sonra söner. Kin ise köz gibidir. Üzeri külle kapansa bile içten içe yanmaya devam eder.
Kinci insan geçmişi bugünün içine taşır. Yıllar önce söylenmiş bir sözü, uğradığını düşündüğü bir haksızlığı, kendisine yapılmış bir saygısızlığı unutmaz. Siz meseleyi çoktan kapatmış olabilirsiniz, o hâlâ aynı sayfada kalmıştır.
Üstelik bunu her zaman belli etmez. Yüzünüze karşı gülümser, konuşur, hatta hiçbir şey olmamış gibi davranır. Fakat bir gün eline fırsat geçtiğinde, yıllar önce yaşananları yeniden masaya koyabilir.
Kimi doğrudan zarar vermeye çalışır. Kimi önünüze çıkan bir fırsatı engeller. Kimi başarınızı küçümser. Kimi de yıllar önce yaptığınız bir hatayı, tam en uygun gördüğü anda hatırlatır.
Kinci insan için zaman, unutmanın değil, hesabı bekletmenin aracıdır.
Bir de kendisine uyguladığı ölçüyle başkasına uyguladığı ölçü aynı değildir.
Kendisine yapılanı büyütür, kendi yaptığını gerekçelendirir.
Kendi kırgınlığını haklılık, karşısındakinin kırgınlığını ise abartı olarak görür.
Böylece başlangıçta küçük bir kırgınlık olan şey, zamanla insanın düşünme biçimine dönüşür. Artık karşısındaki kişinin bugün kim olduğuna değil, yıllar önce ne yaptığına bakar.
İnsan değişir, fakat kinci insanın bakışı değişmez.
İşte kin, tam da burada karaktere dönüşür.
Çünkü kin tutan insan yalnızca geçmişi hatırlamaz, geçmişin bugünü yönetmesine izin verir. Bir tartışmanın ortasında yıllar önce kapanmış bir dosyayı açar. Yeni bir olayın içine eski kırgınlığı sokar. Karşısındaki insanın her davranışını o eski olayın devamı gibi okumaya başlar.
Bir süre sonra konu neyin gerçekten yaşandığı olmaktan çıkar. Mesele, onun zihninde neyin yaşatıldığıdır.
Kinci insanın en büyük yanılgısı ise karşısındakini cezalandırdığını sanmasıdır.
Kinci, kin tuttuğunuz insanı önce kendi zihninizde yaşatır. Ne yaptığını düşünür, söylediğini hatırlar. Günü gelince nasıl karşılık vereceğinizi tasarlar.
Tuhaf bir ruh halidir. Ağır bir hastalıktır…
Aslında belki de karşı taraf çoktan hayatına devam etmiştir. Kinci ise hâlâ yıllar önce yaşanmış bir olayın içinde dolaşıyordur. Bu yüzden kin, insanın taşıdığı kadar, bırakamadığı bir yüktür.
Affetmek yapılanı doğru bulmak değildir. Her şeyi unutmak da değildir. Bazen sadece geçmişin üzerinizdeki hükmünü sona erdirmektir.
Biliriz ki insanın ömrü, başkasının yaptığı kötülüğü yıllarca taşımak için fazla değerlidir. Kinci ise bunu fark etmeden yıllarını aynı hesabın etrafında geçirir. Bir gün hesap sormayı beklerken, hayatın kendisi geçip gider.
Sonunda geriye şu gerçek kalır…
Kin, başkasına karşı tutulmuş bir hesap gibi görünür ama bedeli çoğu zaman onu tutanın hayatından çıkar.
Bu yüzden kin tutmak yerine açıkça konuşanlardan olun. O duygu içinize akacağına, sizi kırana ulaşsın ki ömrünüz heba olmasın…
Kimbilir! Kin tutmak yerine hayat boyu sürecek bir dost kazanırsınız…
Gerçekten, kimbilir : )
Kalın sağlıcakla…
Son Yazılar
Önerilen Yazarlar
