Anasayfa / Yazarlar / Vural Dağtekin
Eklenme 06.10.2026 - 13:28

HAYRETİMİZİ KAYBETMEYELİM… (Kİ DÜNYA DAHA GÜZEL OLSUN)

 

Yapay zekâ hayatımıza öyle hızlı girdi ki daha ne olduğunu tam anlamadan kullanmaya başladık.

Sorunun cevabı saniyeler içinde geliyor, resim ya da yazı istiyorsun hop bitti. Problem çözüyor, hesap yapıyor, bir konuyu anlatıyor, hatta bazen öyle cevaplar veriyor ki “Bunu da nereden biliyor?” diye şaşırıyorsun.

İyi de…

Biz çocuklarımıza yapay zekâyı kullanmayı öğretirken, onun karşısında kendi aklını kullanmayı öğretiyor muyuz?

Bence önümüzdeki yılların en önemli eğitim sorularından biri bu olacak. Çünkü yapay zekâ çağında matematiği, fiziği, kimyayı, biyolojiyi bilmenin önemi azalacak diye düşünüyorsak fena halde yanılıyoruz. Tam tersine, daha da önemli hale gelecek.

Bir yapay zekâ size çok güzel bir cevap verebilir. Ama o cevabın doğru olup olmadığını anlamak için sizin bir altyapınız olması gerekiyor. Önünüze bir grafik koyduğunda ne anlattığını anlayabilmeniz, bir istatistik verildiğinde bunun ne ifade ettiğini sorgulayabilmeniz, bilimsel görünen bir açıklamanın gerçekten bilimsel olup olmadığını ayırt edebilmeniz gerekiyor.

Bunun yolu da temel bilimlerden geçiyor.

Matematik, sadece sınavda çözülecek sorular değildir. Fizik, birkaç formülü ezberleyip sınav kâğıdına yazmaktan ibaret değildir. Kimya, periyodik tabloyu ezberlemek, biyoloji ise sadece hücrenin bölümlerini saymak değildir.

Bunların hepsi insana dünyayı anlamanın bir yolunu öğretir.

Öğrencilik yıllarımda, bazı deneylerden sonra laboratuvardan gerçekten hayretler içinde çıktığımı hatırlıyorum.

Bir şey yapıyorduk, sonucunu aşağı yukarı tahmin ediyorduk. Sonra beklemediğimiz bir şey oluyordu. Bir anda bütün sınıfın dikkati oraya toplanıyordu.

“Nasıl oldu bu?” İşte o soru çok önemliydi.

O anda sadece bir deney yapmış olmuyorduk. Merak ediyorduk.

Tabii ki öğretmen cevabı biliyordu ama bizim bulmamızı istiyordu. Biraz düşünelim, tahmin edelim, yanlış tahmin edelim, sonra tekrar deneyelim istiyordu. Eğitimin güzel tarafı da buydu zaten.

Çocuğun önüne cevabı koyup “Al, bunu öğren” demekten çok, çocuğun kafasına bir soru takmak.

Bugün çocukların önünde bizim zamanımızdan çok daha büyük bir teknoloji dünyası var. Robotlar yapıyorlar, kod yazıyorlar, sensörlerle çalışıyorlar, üç boyutlu yazıcılarla üretim yapıyorlar. Bazı meslek okullarında robotik kulüpleri kuruluyor. Yapay zekâ artık eğitim ortamlarının da bir parçası.

Bunların hiçbirine itirazım yok. Aksine, çocukların teknolojiyle tanışması, üretmesi, elini taşın altına koyması çok değerli.

Ama bir şeyi gözden kaçırmayalım. Robot yapmakla robotun neden öyle davrandığını merak etmek aynı şey değil. Ekranda bir deneyin sonucunu görmekle, o deneyi kendin yapıp sonucunu beklemek de aynı şey değil.

Bugün çocuk birkaç saniye içinde inanılmaz bir görüntü görebiliyor. Telefonun ekranında uzayın derinliklerine gidebiliyor. Bir hücrenin içine girebiliyor, yapay zekâdan istediği görüntüyü oluşturabiliyor.

Ama bütün bunları görmek çocuğu gerçekten meraklandırıyor mu? Yoksa bir süre sonra her şey sıradanlaşıyor mu? Galiba üzerinde biraz düşünmemiz gereken yer burası.

Belki de teknoloji bize büyük bir imkân sunarken, farkında olmadan bir şeyi elimizden alıyor.

Hayret etme duygusunu.

Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözünü hepimiz biliriz. Ama bu sözü sadece güzel bir cümle olarak hatırlamakla yetinmemek gerekiyor. Çünkü ilim, hazır cevapları ezberlemekten ibaret değil. Bilim biraz da “Acaba?” demektir. Hatta sorgulamaktır.

İşte çocukların öğrenmesini istediğimiz şey tam da bu olmalı…

Türkiye’nin eğitim geçmişine baktığımızda bunun izlerini görmek mümkün…

1970’li yıllarda Türkiye’de modern fen ve matematik eğitimini geliştirmek için ciddi çalışmalar yapılıyordu. TÜBİTAK ile Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğiyle modern fen ve matematik programları hazırlanıyor, bunların daha geniş bir okul ağına yayılması için çalışmalar yürütülüyordu.

Sonra eğitim sistemimiz defalarca değişti. Müfredatlar, derslerin yapısı, alan seçimleri, sınav sistemleri değişti. Fizik, kimya ve biyoloji zaman içerisinde bütün öğrencilerin ortak kültürünün bir parçası olmaktan uzaklaşıp daha çok belirli alanlara yönelecek öğrencilerin dersleri gibi algılanmaya başladı.

Burada bir şeyi birbirine karıştırmamak gerekiyor. Sorun, fizik dersinin bir dönem şu kadar saat, başka bir dönem bu kadar saat olması değil. Daha büyük bir dönüşüm yaşandı.

Temel bilimleri giderek hayatı anlamanın araçlarından biri olmaktan çıkarıp, üniversiteye giden yolda geçilmesi gereken derslerden biri yani engel olarak görmeye başladık.

Oysa temel bilimlerin amacı yalnızca bilim insanı yetiştirmek değil. Dünyayı anlayan insan yetiştirmek…

Bugün bunun önemini daha iyi anlıyorum. Yapay zekâ matematik kullanıyor, istatistik kullanıyor, olasılık kullanıyor, fizik ve biyoloji başta olmak üzere pek çok bilim alanından yararlanıyor.

Ama bütün bunlardan daha önemli bir şeye ihtiyaç duyuyor. İnsanın doğru soruyu sorabilmesine…

Yapay zeka her şeyi hızla yapıyor. Fakat “Bu sonuç gerçekten doğru mu?” diye soracak olan yine sizsiniz. İşte bu yüzden yapay zekâ çağında temel bilimleri geri plana atmak, aslında geleceğe hazırlanmak değil, uzaklaşmak olur.

Elbette eski eğitim sistemini olduğu gibi geri getirelim demiyorum. Bugünün çocuklarının elinde bizim hayal bile edemeyeceğimiz araçlar var. Robotik, kodlama, dijital laboratuvarlar ve yapay zekâ var. Bunları eğitimden çıkarmak bir yana, çok daha iyi kullanmamız gerekiyor.

Ama teknolojiyi çocuğun yerine düşünmesi için değil, çocuğun daha fazla düşünmesini sağlamak için kullanmalıyız.

Robot yaptırıyorsak, “çalıştı”, yapay zekâdan cevap alıyorsak, “buymuş” deyip geçmemeliyiz. Sorgulamalıyız. Düşünmeliyiz.

Eğitim dediğimiz şey biraz da burada başlıyor. Çocuğun cevabı bilmesinde değil, cevabı merak etmesinde.

Ben hâlâ o laboratuvarları hatırlıyorum. Deneyin başında beklerken ne olacağını bilmemenin verdiği heyecanı… Sonra bir şeyin gözünüzün önünde gerçekleşmesini ve içinizden gelen o küçük şaşkınlığı…

“Vay be…”

Belki de eğitim sistemimizin bugün yeniden bulması gereken şey tam olarak bu. Çocukların “Vay be!” diyebilmesi.

Yapay zekâ çağında çocuklarımızın daha çok bilgiye ihtiyacı olacak, evet. Ama bilgiden daha önemlisi merak olacak.

Sorgulamak, şüphe etmek, denemek, denemek, denemek…

Yani insanın kendi aklını kullanması gerekecek. Yapay zekâ bize çok büyük bir dünya açıyor. O dünyanın karşısında çocuklarımız sadece seyirci olmasın. Merak etsin, sorsun, kurcalasın, denesin ve en önemlisi, hayret etsinler.

Belki de geleceğin en büyük teknolojisi yapay zekâ olacak ama o teknolojiyi doğru kullanacak insanı yetiştirecek şey hâlâ aynı olacak.

Merak eden bir akıl.

Bizim görevimiz de çocukların o ilme giden yolu merakla bulmasını sağlamak.

Hayretimizi kaybetmeyelim ki dünya daha güzel olsun…

Kalın sağlıcakla…