Dünya’nın derinliklerinden düzenli aralıklarla yükselen ve yaklaşık her 26 saniyede bir kaydedilen düşük frekanslı sismik titreşimler, bilim dünyasının uzun yıllardır çözmeye çalıştığı jeofizik olaylardan biri olmayı sürdürüyor. İnsanlar tarafından hissedilmeyen ancak yüksek hassasiyetli sismometrelerle tespit edilen bu sinyaller, “26 saniyelik mikrosism” olarak adlandırılıyor.
İlk kez 1960’lı yıllarda fark edilen bu düzenli titreşimlerin kaynağına ilişkin kesin bir sonuca ulaşılamazken, bilim insanları okyanus dalgaları, deniz tabanı rezonansı, atmosferik etkiler ve jeolojik süreçler üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.
Mikrosismler Dünya’nın Sürekli Ürettiği Doğal Titreşimler Arasında Yer Alıyor
Mikrosismler, yer kabuğunda sürekli meydana gelen düşük genlikli sismik titreşimler olarak tanımlanıyor. Bu titreşimler çoğunlukla okyanus dalgalarının kıyılarla ve deniz tabanıyla etkileşimi sonucu oluşuyor.
Bunun yanı sıra güçlü rüzgârlar, fırtınalar, buzulların hareketi, büyük şelaleler ve bazı insan faaliyetleri de mikrosism oluşumuna katkı sağlayabiliyor. Depremlerden farklı olarak bu titreşimler herhangi bir fay kırılması sonucu meydana gelmiyor ve insanlar tarafından hissedilmiyor.
Gizemli Sinyal İlk Kez 1962 Yılında Dikkat Çekti
Yaklaşık 26 saniyelik düzenli titreşim ilk kez 1962 yılında Columbia Üniversitesi Lamont-Doherty Earth Observatory’de görev yapan jeolog Jack Oliver tarafından kaydedildi.
Sismometre verilerini inceleyen Oliver, yaklaşık her 26 saniyede bir aynı frekansta ve benzer karakteristikte tekrar eden bir sinyal tespit etti. Yıllar boyunca yapılan ölçümlerde bu titreşimin belirli dönemlerde güçlendiği, ancak tamamen ortadan kaybolmadığı belirlendi.
Frekansı İnsan Kulağının Duyamayacağı Seviyede
Araştırmalara göre söz konusu titreşimin frekansı yaklaşık 0,038 Hertz olarak ölçülüyor. Bu değer, insan kulağının algılayabileceği ses frekanslarının oldukça altında bulunuyor.
Sinyal düşük frekanslı yapısı, düzenli tekrar etmesi ve uzun yıllardır kesintisiz gözlemlenmesi nedeniyle klasik mikrosismlerden farklı özellikler taşıyor.
Çalışmaların Odağında Gine Körfezi Bulunuyor
İlk yıllarda sinyalin Atlantik Okyanusu kaynaklı olduğu düşünülürken, sonraki yıllarda gelişen sismik gözlem ağları sayesinde daha ayrıntılı analizler yapılabildi.
2005 yılında gerçekleştirilen çalışmalarda titreşimin büyük ölçüde Batı Afrika açıklarındaki Gine Körfezi çevresinden yayıldığı belirlendi. Özellikle Bonny Körfezi ve çevresi, sinyalin olası kaynak bölgeleri arasında gösterildi.
Okyanus Dalgaları En Güçlü Açıklamalardan Biri Olarak Değerlendiriliyor
Bilimsel çalışmalarda en fazla destek gören açıklamalardan biri, Atlantik Okyanusu’ndaki dalgaların kıta sahanlığı ve deniz tabanıyla etkileşimi sonucu oluşan rezonans modeli olarak öne çıkıyor.
Bu modele göre büyük okyanus dalgalarının oluşturduğu basınç değişimleri deniz tabanında düzenli titreşimlere neden oluyor. Oluşan enerji daha sonra yer kabuğu boyunca yayılıyor ve dünyanın farklı bölgelerindeki sismometreler tarafından kaydedilebiliyor.
Volkanik Süreçler de İnceleniyor
Araştırmalarda değerlendirilen bir diğer olasılık ise volkanik faaliyetler olarak gösteriliyor.
Bazı bilim insanları, yer altındaki magma hareketlerinin belirli frekanslarda rezonans oluşturabileceğini öne sürüyor. Ancak bugüne kadar elde edilen veriler, onlarca yıldır düzenli şekilde devam eden sinyalin yalnızca volkanik süreçlerle açıklanmasının güç olduğunu ortaya koyuyor.
Atmosferik Etkiler de Hipotezler Arasında Yer Alıyor
Bazı araştırmalar, atmosfer basıncındaki değişimlerin okyanus yüzeyinde düzenli dalga sistemleri oluşturabileceğini gösteriyor.
Bu hipotez kapsamında atmosfer ile okyanus arasındaki etkileşimin düşük frekanslı sismik sinyaller üretebileceği değerlendiriliyor. Ancak bu model de tek başına tüm gözlemleri açıklamaya yetmiyor.
Deniz Tabanındaki Rezonans Üzerine Çalışmalar Sürüyor
Güncel araştırmalarda öne çıkan açıklamalardan biri de deniz tabanının doğal rezonans frekansına sahip olduğu yönünde.
Bilim insanları, Atlantik’teki dalga sistemlerinin bu doğal frekansı sürekli uyardığını ve bunun sonucunda yaklaşık her 26 saniyede bir düzenli sismik titreşim oluştuğunu değerlendiriyor.
Modern Teknolojilerle İncelemeler Devam Ediyor
26 saniyelik mikrosism günümüzde geniş bant sismometreler, okyanus tabanı gözlem sistemleri, uydu verileri, deniz seviyesi ölçümleri ve sayısal dalga modelleri kullanılarak inceleniyor.
Ayrıca yapay zekâ ve makine öğrenmesi tabanlı analiz yöntemleriyle uzun yıllara ait sismik kayıtlar karşılaştırılarak sinyalin hangi çevresel koşullarda güçlendiği araştırılıyor.
Kesin Kaynak Henüz Belirlenemedi
Bilimsel çalışmalar, 26 saniyelik düzenli sismik sinyalin büyük olasılıkla okyanus ve deniz tabanı etkileşimlerinden kaynaklandığını ortaya koysa da, bugüne kadar tek bir model tüm gözlemleri eksiksiz açıklayabilmiş değil.
Araştırmalar kapsamında okyanus dalgaları, deniz tabanı rezonansı, atmosferik süreçler ve jeolojik yapıların olası etkileri birlikte değerlendirilmeye devam ediyor. Yeni nesil gözlem sistemleri ve gelişmiş veri analiz yöntemleriyle bu uzun yıllardır devam eden jeofizik olayın kaynağının daha ayrıntılı biçimde ortaya konulması hedefleniyor.









