Anasayfa/Gündem/ÇERÇEVE YASA’YA BİR TEPKİ DE AV. ARİF ANIL ÖZTÜRK’TEN

ÇERÇEVE YASA’YA BİR TEPKİ DE AV. ARİF ANIL ÖZTÜRK’TEN

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Merkez Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi ve ADD Kartal Şube Başkanı Av. Arif Anıl Öztürk, kamuoyunda tartışılan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme" kanun teklifine ilişkin kapsamlı bir hukuki değerlendirme yayımladı.

Oluşturan
Eklenme 06.08.2026 - 16:54
Güncellenme 06.08.2026 - 17:20
Haberi PAYLAŞ

Öztürk, hazırladığı hukuki değerlendirmede söz konusu teklifin “örtülü genel af” niteliği taşıdığını savunurken, düzenlemenin Anayasa, ceza hukuku ve terörle mücadele politikaları açısından ciddi hukuki sakıncalar doğurabileceğini öne sürdü.

Kent34 olarak, bu hukuki değerlendirmeyi okuyucularımızın doğrudan inceleyebilmesi amacıyla, yazarının kaleme aldığı şekliyle ve herhangi bir editoryal değişiklik yapmaksızın tam metin olarak yayımlıyoruz.

 

Haber Devam Ediyor

MİLLİ DAYANIŞMA MASKESİ ALTINDA “ÖRTÜLÜ AF”

Bir hukukçu olarak en başından net bir tespitle söze başlamak zorundayım: “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” adı altında sunulan bu metin, hukuki bir düzenleme değil; Türk milletinin egemenlik haklarına açık bir saldırı ve terör örgütüne verilmiş şartsız bir taviz belgesidir. Bu kanun teklifinin hukuki ve fiili sonuçlarını tüm çıplaklığıyla ortaya koymak Türk hukukçuları için milli bir görevdir.

Terör Örgütü Üyelerine Düzenlenen Tam Koruma Şemsiyesi

Kanun teklifinin 1. ve 2. maddelerinde, temel amacın PKK/KCK’nın silah bırakması olduğu belirtilerek kamuoyunun tepkisi yumuşatılmaya çalışılmaktadır. Ancak maddelerin hukuki kapsamı incelendiğinde, niyetin son derece farklı ve tehlikeli olduğu görülmektedir. Örgütü kurma, yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, propaganda ve terörün finansmanı gibi suçlar istisnasız bir şekilde kapsama alınmıştır.
Bunun ceza hukukundaki karşılığı ise gayet açıktır: Eline bizzat silah almamış gibi görünen ancak bu kanlı yapının finansmanını sağlayan, lojistiğini yürüten, şehir yapılanmalarını organize eden ve dağ kadrosunu yöneten tüm sivil ve siyasi uzantılar, bu yasa teklifiyle birlikte resmen bir dokunulmazlık zırhının içine sokulmaktadır.

Terörle mücadele, sadece sahadaki piyonla değil, o piyonu yöneten iradeyle de yapılır. Bu düzenleme, örgütün asıl kurmay aklını ve finansörlerini yargının elinden kurtarmaktadır.

1 Haziran 2005 Tarihinin Anlamı

Teklifin ilgili maddelerinde çok bilinçli bir şekilde seçilmiş bir tarih karşımıza çıkmaktadır: 1 Haziran 2005. Bu tarih, alelade bir tarih değildir. Eski 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlükten kalkıp, yerine 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girdiği milattır.
Teklifte, “1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar kapsam dışıdır” denilmektedir. Hukuk eğitimi olmayan ortalama bir vatandaş, bu ifadeyi okuduğunda müebbet hapis cezası gibi bir ağır ceza almış teröristlerin aftan yararlanamayacağını düşünecektir. Ancak ceza mahkemelerinin tozunu yutmuş bir ceza hukukçusu, mefhum-u muhalifinden (zıt anlamından) yola çıkarak asıl maksadı derhal görür:

1 Haziran 2005 tarihinden SONRA işlenen ve müebbet yahut ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiren terör suçları, bu örtülü affın tam merkezindedir!

Nitekim kanun maddesinin devamında, “…onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar on yıl süreyle ertelenir” denilerek bu durum açıkça itiraf edilmektedir. Halihazırda hüküm giymiş olanlar için de infazın 10 yıl erteleneceği hüküm altına alınmıştır.

Bu maddenin sahadaki pratik sonucu dehşet vericidir: 1990’lar ve 2000’lerin başındaki eski dönem eylemcileri kapsam dışı bırakılarak kamuoyuna “taviz vermiyoruz” mesajı verilirken; KCK’nın asıl teşkilatlanma sürecini yürüten, Güneydoğu’daki hendek ve barikat olaylarını organize eden, metropollerdeki bombalı saldırıların talimatını veren 2005 sonrası beyin takımının tüm yargılamaları ve cezaları durdurulmaktadır. Bu, Türk milletinin adalet duygusuna ihanettir.

Kasten Öldürme İstisnası Aldatmacası ve Asıl Hedeflenen Kitle

Kanun teklifinde yer alan, “örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanların” istisna tutulduğuna dair hüküm, kamuoyunun ve yüce Türk milletinin haklı öfkesini dindirmek amacıyla metne yerleştirilmiş kusursuz bir aldatmacadır. Bir ceza hukukçusu olarak bu göz boyama taktiğinin ardındaki asıl niyet hakkındaki endişe ve düşüncelerimi belirtmek zorundayım.

Terör davalarındaki hukuki ve fiili gerçeklik şudur: Sahada pusuyu kuran, tetiği bizzat çeken ve askerimizi, polisimizi, vatandaşımızı şehit eden militan, Türk Ceza Kanunu’nun 81. ve 82. maddelerinde düzenlenen “Kasten Öldürme” suçundan yargılanır. Ancak o kanlı eylemlerin asıl sorumluları olan; O emri veren dağ kadrosundaki komutanlar, örgütün finansmanını sağlayan sözde yöneticiler, siyasi uzantı adı altında kuryelik ve lojistik ağını yöneten aktörler, canlı bombaları şehre sokan organizatörler…

Bu şahıslar, eylemin bizzat faili olmadıkları için genellikle adam öldürmekten değil; “Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak” (TCK 302) veya “Silahlı Terör Örgütü Kurma ve Yönetme” (TCK 314/1) suçlarından yargılanırlar. TCK 302’nin kanuni karşılığı ise ağırlaştırılmış müebbet hapistir.
İşte bu detaylarında çok şey gizleyen kanun teklifi; kanlı eylemin tetiğini çeken cahil piyonu cezaevinde bırakıp millete “teröristi affetmiyoruz” mesajı verirken, 2005 sonrası o eylemleri bizzat planlayan ve devleti yıkmaya teşebbüs eden “beyin takımına”, tetiği bizzat çekmedikleri gerekçesiyle 10 yıllık erteleme ve derhal tahliye imkânı sunmaktadır. Bu kanun teklifiyle asıl hedeflenen kitle, KCK/PKK terör örgütünün komuta kademesi ve finansörleridir.

Soruşturma, Kovuşturma ve İnfazların Fiilen Çöpe Atılması

Teklifin 3. ve 5. maddeleriyle kurulan mekanizma, hukuki bir metinde “erteleme” kelimesiyle kamufle edilmeye çalışılsa da, fiiliyatta yürütülen tüm yargılamaların açıkça ve toptan iptal edilmesidir. İşlenen suçun ceza sınırına göre, devam eden soruşturma ve kovuşturmalar 5 ila 10 yıl süreyle dondurulmaktadır. Öngörülen bu süre zarfında yeni bir terör suçu işlenmezse dosyalar ebediyen kapanacak, devlete kurşun sıkanların sicilleri hukuken tamamen temizlenecektir.

Meselenin daha da vahim boyutu, hapisteki teröristlere doğrudan tahliye yolu açan 4. ve 6. maddelerdir:

4. Madde ile halihazırda tutuklu olanların veya adli kontrol şartı bulunanların bu yargısal tedbirlerinin derhal kaldırılması öngörülmektedir. Bunun hukuktaki tek karşılığı, cezaevlerinde tutuklu olarak kalan PKK/KCK üyesi teröristlere cezaevinden çıkış kapılarının ardına kadar açılmasıdır.

6. Madde ise, yargılaması bitmiş, suçu sabit görülmüş ve cezası kesinleşmiş teröristlerin infazlarını (cezaevinde yatmaları gereken süreyi) fiilen durdurmaktadır. 15 yılın altındaki cezalar 5 yıl, üstündeki cezalar ise 10 yıl süreyle infaz edilmeyecektir. Bu süreler suç işlenmeden geçirildiği takdirde, devlete karşı işlenen o ağır suçların cezaları hukuken “çekilmiş” sayılacaktır.

Hukukun en temel kuralı, işlenen suçun ve verilen cezanın infaz edilmesidir. Bu kanun teklifi, güvenlik güçlerinin canı pahasına verdikleri mücadeleleri, bağımsız Türk mahkemelerinin yıllar süren yargılamalarını, dökülen şehit kanlarını yok saymakta ve devletin cezalandırma yetkisini açıkça çöpe atmaktır.

 

Affın Adını “Erteleme” Koyarak Yargıyı Devreden Çıkarmak

Teklifin 3. ve 6. maddeleri incelendiğinde görülecektir ki, infazı “ertelenmek” istenen cezalar; basit hırsızlık, hakaret veya taksirli suçlar gibi Türk Ceza Kanunu’nun olağan erteleme sınırları içindeki suçlar değildir. Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya, üniter yapıyı parçalamaya teşebbüs eden, silahlı isyan başlatan, terörün finansmanını ve lojistiğini sağlayanların aldığı müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları tam 10 yıl süreyle “ertelenmektedir”.

Bir terör örgütü yöneticisi, bu yasa çıktığı an cezaevinden salıverilecektir. 10 yıllık sözde “denetim” süresi boyunca yeni bir terör suçu işlemezse, kanundaki ibareyle cezası “infaz edilmiş sayılacak” ve hakkındaki dosya tamamen düşecektir. Bu rezalet düzenleme, hukuki ve teknik anlamda kesinlikle bir “ceza ertelemesi” değildir! Doğrudan doğruya terör örgütünün hiyerarşisine özel olarak tasarlanmış, şarta bağlı ve süreli bir “Örtülü Genel Af” düzenlemesidir. Mahkemelerimizin yıllarca süren bağımsız yargılamaları, dökülen şehit kanları ve aziz milletimizin adalet beklentisi tek bir kanunla boşa düşürülmektedir.

Cumhuriyet Savcılarının Devreden Çıkarılması

Maddenin devamında, lütfedilmiş gibi “dava zamanaşımının işlemeyeceği” belirtilerek hukuki bir kılıf uydurulmaya çalışılmaktadır. Ancak asıl kritik ve vurucu nokta, 3. maddenin 3. fıkrasında gizlidir: Milli Güvenlik Kurulu Kararının yayımlanmasından sonra başlatılacak yeni terör soruşturmaları, siyasi bir yapı olan “Kurul’un iznine” bağlanmaktadır!

Bu durum, Anayasamızın Cumhuriyet Başsavcılarına verdiği re’sen (kendiliğinden) soruşturma yürütme yetkisinin açıkça gasp edilmesidir. Yargı bağımsızlığına indirilmiş çok ağır bir darbedir. Devletin savcılarının elinden soruşturma yetkisi sökülüp alınmakta, PKK/KCK üyelerine anayasal bir dokunulmazlık zırhı giydirilmektedir.

Yarın bir gün PKK/KCK’nın yeni bir terör yapılanması veya propagandası tespit edildiğinde, Cumhuriyet’in savcıları soruşturma yapabilmek için “Kurul” adlı siyasi bir yapıdan icazet almak zorunda bırakılacaktır. Kurul siyasi saiklerle izin vermediği takdirde, gözümüzün önünde devlete meydan okunsa dahi soruşturma bile açılamayacaktır!

Anayasal Düzeni Siyasi Bir Kurula Devretmek

Türkiye Cumhuriyeti’nin varoluş temeli kuvvetler ayrılığı ilkesidir. Anayasamıza göre yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Ne var ki, teklifin 7. maddesiyle kurulan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve ilgili Bakanlardan teşekkül eden siyasi “Kurul”, mahkemelerin yetkisini gasp eden adeta bir “Yüksek Yargı” mercii gibi konumlandırılmıştır.

Teröristler hakkında erteleme kararını verecek ve süreci yönetecek olan mekanizma, dosyayı inceleyen bağımsız hâkimin hukuki ve vicdani kanaati değil; bütünüyle Milli Güvenlik Kurulu’nun kararı ve yürütme erkinin siyasi yönlendirmesi olmaktadır. Bu madde vasıtasıyla, Cumhuriyet savcılarının ve mahkemelerin PKK/KCK terör örgütüne yönelik soruşturma ve kovuşturma yürütebileceği tüm yasal yetkiler tabiri caizse ellerinden alınmış, bir sandığa kilitlenmiş ve o kilidin anahtarı da terör örgütüyle kurulacak siyasi müzakere masasına bırakılmıştır.

“Hak Yoksunluklarının” İadesi ve Siyasete Katılımın Önünün Açılması

Ceza hukukumuzun emredici kuralıdır: Devletin bekasına ve anayasal düzene karşı ağır suçlar işleyerek cezalandırılan suçlular, TCK 53. madde uyarınca seçme, seçilme, memur olma, dernek veya vakıf yöneticisi olma gibi temel kamusal haklardan mahrum bırakılır. Teklifin 7. Maddesinin 4. Fıkrası, bu “erteleme” kurgusunun ardında yatan asıl gayeyi barındırmaktadır. Anlaşılan o ki bu kanunla sadece militanların hapis cezalarından kurtarılması hedeflenmemektedir!

İlgili fıkrada, siyasi bir heyet olan Kurul’un talebi üzerine bağımsız mahkemelerden “hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması” yönünde karar vermeleri emredilmektedir. Buradan çıkan sonuç şudur:

İstedikleri takdirde, dağdaki kanlı yöneticileri, şehirdeki kravatlı terör finansörlerini ve bölücüleri önce hapisten çıkaracaklar; 5-10 yıllık sözde denetim süresi içinde sicillerini tamamen temizleyecekler ve nihayetinde onlara kravat taktırıp meşru siyasi aktörler, belediye başkanları, hatta milletvekilleri sıfatıyla devletin en hayati kademelerine yerleştireceklerdir! Dünün eli kanlı terör hükümlülerinin, yarın devletin kilit noktalarına ve Gazi Meclis’e girmesinin önü, bizzat kanun yoluyla açılmaktadır.

Süreci Yürütenlere Tanınan Tam Hukuki ve Cezai Zırh

Teklifin 10. maddesi, bir hukuk devletinde asla kabul edilemeyecek, utanç verici bir “sorumsuzluk” maddesidir. Kanunun amaçlarını yerine getiren kamu görevlileri ve bilhassa “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” adı altındaki yapının üyeleri hakkında; işledikleri fiiller nedeniyle hukuki, idari veya cezai hiçbir sorumluluk doğmayacağı açıkça hüküm altına alınmıştır.
Bu madde komisyon üyelerine, “Ne yaparsanız yapın, kanunları çiğneseniz, anayasal suç işleseniz bile asla yargılanmayacaksınız!” teminatı vermektedir. Anayasa’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve hukuk devleti normlarına taban tabana zıt olan bu düzenleme, devletin temel işleyişine ve anayasal düzene zarar verecek adımları atabilecek olanlara baştan verilmiş bir ‘dokunulmazlık’ ve ‘yargıdan kaçırma’ zırhıdır.

Sonuç, Hukuki Teşhis ve Tarihi Çağrı

Bir hukukçu olarak altını çize çize söylüyorum: Önümüzdeki bu metin; hukuku, üniter yapıyı ve Anayasa’nın değiştirilemez başlangıç ilkelerini yok sayıp, PKK/KCK’nın 2005 sonrası oluşan, günümüzde de devlete kurşun sıkmaktan geri durmayan komuta ve siyasi kademesini yargının pençesinden söküp almayı hedeflemektedir! Piyonlara af yokmuş gibi yapılarak, terörün şahları ve vezirleri tahtaya geri sürülmektedir.

Bu kanun teklifi, Türk milletinin üniter devlet yapısına ağır zarar verecek, milletimizin adalet duygusunu onarılmaz şekilde yaralayacak ve devletin terörle mücadele azmini hukuken tasfiye edecek bir belgedir. PKK/KCK mensuplarını yargının elinden kurtarıp, siyasi bir Kurul’un talimatıyla aklamaya, cezaevlerinin kapılarını kırmaya ve nihayetinde teröristleri siyasi hayata temiz sicillerle entegre etmeye imkan tanıyan, Anayasa’ya açıkça aykırı bir “Örtülü Genel Af” yasasıdır! Bu utanç metni; yüce Türk hukukunu, terör örgütüyle kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklara kılıf olarak kullanma cüretinden başka bir şey değildir!

Tüm bu vahim tablo ortadayken; Yüce Meclis’te “Türk ulusunu temsil ettiğini” iddia eden tüm Milletvekilleri, namusları üzerine ettikleri yeminin gereği olarak bu teklife karşı seslerini yükseltmeli ve teklifin Meclis’ten geçmesini ne pahasına olursa olsun engellemelidir! Şayet bu teklif çoğunluk tahakkümüyle Meclis’ten geçerse, kanunun iptali için derhal ve vakit kaybetmeksizin Anayasa Mahkemesi’ne İptal Davası açılmalıdır.
Hepsinden çok daha önemlisi ise; egemenliğin kayıtsız şartsız tek sahibi olan Türk Halkı oynanan bu oyunu görmeli; başta canlarını feda eden aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin hakları olmak üzere, Türk ulusunun hak, hukuk ve bölünmez bütünlüğünü savunarak demokratik tepkisini net ve açık şekilde ortaya koymalıdır!

Av. Arif Anıl ÖZTÜRK
ADD YDK Üyesi / Kartal Şubesi Başkanı